|
|
|
|
Belki de daha önce... ...hiç duymadığınız şeyleri okuyacaksınız. |
|
|
Propan kullanan cihazların piyasadan toplatılması... okumak için tıkla... |
|
Sağlık Uyarısı... okumak için tıkla... |
|
En önemli böcek bilimcilerden Dr. Barry Tyler`in söylediklerini dinleyin... okumak için tıkla... |
|
Avrupa ve Asya ülkeleri arasında Türkiye sıtma şampiyonu!... okumak için tıkla... |
|
İklim değişikliği ve taşıyıcılarla bulaşan hastalıklar... okumak için tıkla... |
|
Kahramanmaraş Sivrisinek Cenneti... okumak için tıkla... |
|
Kuran'da Sivrisinek... okumak için tıkla... |
|
Sivrisinek için cazip bir kişi misiniz?... okumak için tıkla... |
|
Sivrisinek ter kokusuna geliyor... okumak için tıkla... |
|
Sivrisineklerin 120 ila 150 değişik çeşit hastalığa yol açtığı bildirildi... okumak için tıkla... |
|
Sivrisineklerle köşe kapmaca... okumak için tıkla... |
Türkiye sinek araştırması (İngilizce)... okumak için tıkla... |
|
Propan kullanan cihazların piyasadan toplatılması konulu makale; CPSC HABERİ |
|
ABD Tüketici Ürünleri Güvenlik Komisyonu Bilgi ve Halkla İlişkiler Ofisi Washington, DC 20207 (Temmuz 15, 2002) CPSC Coleman Firması Sivrisinek Tuzağını piyasadan çektiğini ilan etti. WASHINGTON, D.C. (CPSC), ABD Tüketici Ürünleri Güvenlik Komisyonu ile işbirliği yapan Coleman Firması Wichita Kan yaklaşık 136.000 Mosquito DeletoT tuzağını iradesi ile piyasadan çekti. Sivrisinek tuzağının propan regülatörü propan sızdırabilir veya propan gazının dışarıya akmasına izin verebilir. Her iki durumda tüketicileri riske atan bir yangın çıkarabilir. Bunun yanı sıra, Back HomeT Systemi ile satılan eklenen yakıt hortumu tüketiciler için tehlikeli bir yangın çıkararak zarar verici olabilir ve propan sızdırabilir. Coleman firması propan sızdırması sonucu yanarken yakalanan veya yok olan tuzaklara ait 28 adet ve 7 adet zarar gören propan yakıt hortumu şikayetlerini aldı. Zararlar rapor edilmemişti. Piyasadan toplanan Mosquito DeletoT tuzakları Portable System ve Back HomeT Systemin parçası olarak satılmıştı. Tuzaklar yaklaşık 24 inch yüksekliğinde yeşil veya gri bir gövde ve başa sahipti ve bir hortumla ya 1lb lik veya 20 lblik propan silindiri takılmıştı. Tuzaklar verilen iki model numarasına sahipti: tuzağın önündeki etikette “DİKKAT: sadece dışarıda kullanım içindir” etiketi bulunabilen 2950–800 ve 2950–801. Piyasadan toplanan Back HomeT System tuzakları 20lblik propan silindirine bağlı 150cmlik kauçuk bir hortum kullanmaktaydı. Portable System ve Back Home SystemT sivrisinek tuzakları Amerika’da üretilmişti. Tüketiciler sivrisinek tuzağını ve proran hortumunu kullanımını hemen durdurmalıdır. Tüketiciler Coleman Firması ile ürünlerinin piyasadan çekilmesi gerektiği, tamir edilmesi ya da kullanıma devam edilebileceğini belirlemesinde yardım edecek bir örnek olması için herhangi bir saate (800) 257–5299 nolu numaradan irtibata geçmelidir. Daha fazla bilgi için tüketiciler www.coleman.com. Adresinden firmanın web sitesine bağlanabilirler. |
|
|
|
|
|
Sivrisinekler tarafından taşınan ve bulaştırılan hastalıklar bugün yaşayan 17 kişiden 1 kişinin ölümünden sorumlu olacaktır. Bu göz ardı edilmeyecek oldukça şok edici bir istatistiktir. Çoğumuz onları etkilediği gibi bizimde yakalanma potansiyelimiz olan sağlık konuları ile karşı karşıya kaldığımız ulusal flash haberleri izleriz. Amerikada Batı Nil Virüsü Indianapolis sınırlarında bu hastalığı kapanlar arasında kaydedilen büyük sayılarda giderek artan ölümlerle yayıldı. Sorun hastalığın komşu eyaletlerde yayılacağı gerçeğidir. Düşünülen bir çözüm havadan püskürtmedir. Bu öneriye yönelik konunun uzmanları ; “kimyasalların insan sağlığına etkileri yeterince test edilmemiştir” ortak görüşüyle bir araya geldiler. Tufts Üniversitesi – Böcek Zehiri Uzmanı Dr. Sheldon Krimsky’ nin uyarısı “ Böcek zehirlerinin hayvansal bir deneyde kansere neden olması ve hormonal bozulmaya yol açması durumla ilgili önemli kanıtlardır. Bunların Nörotoksin olduğunu unutmayınız. Gelişigüzel püskürtmenin insan nesli üzerinde nasıl l bir etki yaratacağını bilmiyoruz ” şeklindeydi. Asya`da Japon Ensefaliti her yıl 30.000–50.000 arası vakada görülen Asya’da en önemli viral ansefalitine neden olur. Dünyanın başka bir yerinde diğerleri arasında Sıtma ve Ross River humması bir yıllık bölgesel sağlık alarmına neden olurlar. Yaz aylarında aileler dinlenmek için sayfiye, kumsal, su kenarları gibi açık havaya giderler fakat genellikle sığınacakları eve geri dönme uzaklığına göre sivrisinekler, karasinekler, kum sinekleri ve diğer ısıran haşerelerin istilasına uğrarlar. Tipik olarak sivrisinek ve diğer ısıran haşerelerin çoğu göç etmezler. % 90’ı yumurtladıkları alandan (bataklık sivrisineği bir istisnadır)100 metre uzaklık içinde beslenirler ve yaşarlar. Diğer %10 ise rüzgarla komşu alanlara sürüklenir. Şimdi elimizde olan pratik bir çözüm için kendi devrimci sivrisinek tuzağını araştırırken son 5 yılını harcayan bir Avustralyalı mucide çabalarından dolayı teşekkür ederiz. Andrew CO2den faydalanan ev amaçlı bir diğer buluş üzerinde çalışırken ilgisini sivrisinekler çekti. Andrew ne zaman CO2 verilse sivrisineklerin sayısında çarpıcı bir artış olduğunu gözlemledikten sonra bunun nasıl olduğunu araştırmaya başladı. Daha sonra sivrisinekleri yakalamada kullanılabilecek diğer cezbedicileri araştırdı. Andrew sivrisinek tuzağını kan emen, hastalık taşıyan ve bu yüzden başlıca tehlike olan dişi sivrisineği cezbeden ve boğan biçimde geliştirdi. Tuzak sadece risk altında olan insanlar için değildi. Sivrisinekler evcil hayvanlar için oldukça yaygın öldürücü hastalıklardan biri olan kalp solucanı taşıyıcısıdırlar. Her bir dişi sivrisinek 6 haftalık üreme siklusu süresince 3000 yumurta üretir. Bu nedenle her dişi sivrisineği öldürmek 3000 yavrunun doğmasını engeller. Andrew’in orijinal teknolojisi Yeni Zellanda da Mega Catch olarak lisans alınmıştır. Önemli bir ABD uzmanı Dr. Dan Kline cihazın testlerini yapmıştır ve sivrisinek yakalamada yüksek etkinliği olan bir cihaz olacağını savunmuştur. Koyu renk, ses ve bir insanın yaptığı harekete çok benzeyen yansıma olan 3 cezbediciyi belirleyip son ünitesine ekledikten sonra Mosquito Slayer ortaya çıkmıştır. Bu ürün 3 model olarak mevcuttur. Bilinen cezbedici 10 özelliği kullanan ana ünite, 9 cezbedici özelliği kullanan gazsız ünite (kurulumu ve kullanımı kolaydır fakat yeterince etkili değildir) ve bağlandığında iki katı fazla alan kapsayan ve tek gaz ve güç kaynağını paylaşan uydu ünitesi. Uydu ünite, ortalama bir ev için hem arka hem ön bahçeye kurulabilecek bir cihaz olarak idealdir Mosquito Slayer’in çekiciliği sivrisineklerden, karasineklerden, kum sinekleri ve tatarcıklardan ve benzer türlerden muzdarip olan her ülkede ısıran haşerelerde etkili olması hedeflenerek tasarlandığından sınırsızdır. Cihaz az yer kaplar ve kullanımı kolaydır. Bu nedenle paketlenmeye, tek elle taşımaya uygunluğu, diğer ürünlere göre kolay bakım ve kurulumuyla mükemmeldir. Bunun yanı sıra cihaz dış bir duvara, veranda direğine, dik bir direğe veya tavana göze çarpmayacak bir şekilde monte edilebilir. Dışarıda çalışan bir cihaz gece ve gündüz 3600m2lik bir alanı koruyabilir. Hizmet Sorumluluğu: Mosquito Slayer %100 çevre dostudur, kokusuz çalışır ve ailenizi ya da evcil hayvanlarınız için tehlike yaratmaz. Aksine sislenme, sivrisinek kovucu maddeler, bobin gibi kimyasalların kullanımı hem çevre hem de insanlar için tehlike potansiyeline sahiptir. Bu tip yok edicilerin hiçbiri yararlı olmadığından ev çevresinde kullanımı sınırlandırılmıştır. Açık hava restoranları, oteller ve golf sahaları gibi işinizin konforunu geliştirme sorumluluğunuz olduğu kadar personel ve patronların bedensel sağlığını korumanızda yasal zorunluluktur. Bu zorunluluk işinizin özellikle haşerelerden yayılan hastalık tehlikesinin yüksek olan bölgelerde bulunup bulunmamasıyla ilişkilidir. Andrew’in büyük çekici icadı Weekend Bulletin’de yayınlandı ve Bilgi Teknolojileri ve İcatlar Bakanı Paul Lucas tarafından övüldü. Teknoloji alanında dünya lideri olacak Güney Avustralya Flinders Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr Kakane bulunan cihazı oldukça pozitif sonuçlar elde ettiği katı testlerden geçirdi. |
|
|
|
Mosquito & Black Fly Control Specialist, Erin, Ontario, CANADA |
|
1983 den beri Kanada da sinek ısırmaları ile ilgilenmekteyim. Ana problemimizi sivrisinek ve karasinek. Gerçekten, bazı Kanadalılar ulusal sembolleri olarak kunduzla karasineğin yer değiştirmeleri gerektiğini düşünmektedir. Karasinekler ve sivrisineklerin ikisi içinde çalışabilecek çekici bileşenlere sahip bir tuzak aramaktaydım. Piyasada mevcut olan tuzakların çoğu ya işe yaramıyordu ya da sivrisinek yakalaması konusundaki beklentilerimi karşılamıyordu. Hiç biri karasinekleri yakalamak için iddialı değildi. Bana göre, sivrisinek tuzağı sivrisinek ve karasineklerin nufüsunu azaltma işini yapabilmeli ve güncel bilimin bildiği sinekleri çeken bilgiler de kullanılmalı. Kanada`daki kötü ünüyle tanınmış Labrador da karasinek ve sivrisinek için bir deneme yaptım. Sonucu etkileyiciydi. Tuzak abartmasız binlerce karasinek ve sivrisinek yakaladı. Tuzağın evlerinin çevrelerinde ısıran sinek miktarını azaltmak isteyen insanlar için piyasaya sürülen en iyi ürün olabileceğine inandım. Deneyimden önce Kanada da sivrisinek tuzağından tamimiyle memnun bazı ev sahipleri ve sayfiyecilerden sivrisinek tuzağını karasinek tuzağı olarak adlandırdıklarını duymuştum. Şüphesiz tuzak hepsini yakalayamaz fakat kesinlikle gözle görülür şekilde sayılarını azaltır. Batı Nil Ateşi Amerika`dan Ontario`ya yayıldı ve muhtemelen güneydoğu Kanada’nın dışına da yayılacak. Bu hastalığı sivrisinekler taşıdı. Tuzak kullanımı, ev, sayfiye ve tatil alanlarında hastalık kapma riskini azaltacak. Tuzağa sahip olan insanlar ailelerini korumak için ekstra önlem aldığını bilerek rahatlıkla güven duyabilirler. …Dr.Barry Tyler |
|
|
|
Avrupa ve Asya ülkeleri arasında Türkiye, Türkiye'de Diyarbakır sıtma şampiyonu! |
|
Çoğunlukla sulu ve bataklık alanlarda görülen sıtma hastalığı Türkiye'yi Avrupa ve Asya ülkeleri arasında 1. sıraya taşıdı. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, 14 Avrupa ülkesinden Türkiye, en çok sıtmanın görüldüğü ülke. Türkiye'de ise tamamına yakını GAP bölgesinde görülen bu hastalık, Diyarbakır ve Batman'da öne çıkıyor. Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğü Bulaşıcı Hastalıklar Müdürlüğü doktorlarından Bahadır Sucaklı, durumun ciddiye alınması gerektiğini kaydederek, sivrisineklerin ürediği yerlerin kurutulması, kum ocakları ve çukurların kapatılması gerektiğine dikkat çekti. Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğü'nün yaptığı araştırmaya göre, Türkiye sıtma hastalığının en çok görüldüğü ülkelerden biri. Dünya Sağlık Örgütü'nün rakamlarına göre, rakam bildiren 14 ülke arasında hastalığın 1999 yılında ülkelere göre gerçekleşme oranı şöyle oldu: "Yunanistan: 1, Kazakistan: 1, Özbekistan: 7, Türkmenistan: 10, Gürcistan: 35, Rusya: 77, Ermenistan: 329, Azerbaycan: 2311, Tacikistan: 13493 ve Türkiye: 20905." Aynı yıl, Bulgaristan, İtalya, Kırgızistan ve Moldova'da ise bu hastalıklara hiç rastlanmadı. Diyarbakır ilk sırada Türkiye'deki sıtma vakalarına ilişkin veriler ise, GAP bölgesinde yoğunlaşıyor. Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğü'nün verilerine göre, 2003 yılında Türkiye genelinde 9 bin 222 sıtma vakasına rastlandı. Bu miktarın 8 bin 760 gibi ezici bir çoğunluğu, GAP bölgesine ait. Rakamların illere dağılımı ise şöyle: "Gaziantep: 70, Adıyaman: 77, Şırnak: 100, Siirt: 133, Mardin 310, Şanlıurfa: 733, Batman: 3147 ve Diyarbakır: 4140" Aynı yıl Kilis'te sıtma hastalığına ise rastlanmadı. 'Sulak yerlerde görülüyor' "Sıtma şampiyonu" olan Diyarbakır'da ise, Bismil ve Silvan öne çıkıyor. Aynı verilere göre, 4 bin 140 vakanın bin 55'i Bismil, bin 592 ise Silvan'da görüldü. Araştırmayı yapan Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğü Bulaşıcı Hastalıklar Müdürlüğü doktorlarından Bahadır Sucaklı, sıtma hastalığının en çok Diyarbakır ve Batman'da görülmesinin, bu alanların sulak olması ve sulu tarım yapılıyor olması ve bataklıkların yoğun olmasından kaynaklandığını belirtti. Dr. Sucaklı, özellikle bataklıkların kapatılmadığı yerlerde bu hastalıklarda artış görüldüğüne dikkat çekti. Yaz hastalığı Yüksek ateş ve terlemeyle kendini gösteren bu hastalığın Diyarbakır ve Batman'da yüzde 75 oranında görüldüğüne dikkat çeken Dr. Sucaklı, şu bilgileri verdi: "Sıtma yaz hastalığıdır. Yazın başında ortaya çıkıyor ve sonbahara kadar sürüyor. Bu hastalık Türkiye’de insanların ölümüne sebebiyet vermiyor. Sıtma hastalığının nedeni de parazittir. Bu plazmodyum, parazitin bir çeşididir. Bu parazit de bir çeşit sivrisinek aracılığıyla bulaşıyor insana. Bu sivrisinek, bir hastadan emdiği kanı, bir başka insanı ısırma sonucu bulaştırarak hastalığın o kişiye geçmesini sağlıyor. Bu hastalığın ürediği yerler, sulu ve nemli yerler, sulu topraklar ve su dolu çukurlardır. Bu tür yerlerde yaşayan insanlar, hastalık riski altındadırlar. Sivrisineklerin en çok ürediği yerler bu bölgelerdir. Fakat dağlık bölgelerde bu hastalığa pek rastlanmaz. Bu hastalığın en çok görüldüğü yerler, Batman, Diyarbakır ve Diyarbakır’ın Silvan, Bismil, Ergani ve Çınar'dır." 'Geçer' demeyin Hastalığın sağlıklı olmakla önlenemeyeceğine dikkat çeken Dr. Sucaklı, "Bu hastalığa neden olan sivrisineklerin öldürülmesi yönünde çalışmalar yapılmalıdır. Sivrisineklerin ürediği yerler kurutulmalı, kum ocakları ve çukurlar kapatılmalıdır. Sivrisinekler, ilaçlama yoluyla ortadan kaldırılmalıdır. Bu hastalığın önlenmesi için gerekli ilaçlar alındığı ve tedavi görüldüğü takdirde, sivrisinek bu kanı bir başka insanın vücuduna aşılasa bile hastalık bulaşmaz. Böylece hastalık önlenmiş olur. Ancak, 'geçer' diye tedavi edilmediği zamanlarda, hasta birini ısıran sivrisinek, aldığı kanı başkalarına aktarabilir. Hastalığın artmasının bir nedeni de bu" diye konuştu. 'Köy köy dolaşıyoruz' Sucaklı, personellerinin köy köy dolaşıp hastalığın önlenmesi çalışma yaptığını belirterek, şunları ekledi: "Hastalığın önlenmesi için köy köy dolaşıp köylüleri tedavi eden 150 personelimiz var. Bu personeller sürekli dolaşıyor ve gerekli ilaçları da ücretsiz olarak dağıtıyor. En küçük bir sorun yaşansa dahi insanlar, tedavileri için bize başvurmalıdır. İnsanlar tedavi olursa bu hastalık yayılmaz. Sivrisineklerin evin içine girmesinin engellenmesi amacıyla pencereler tel örgülerle kapatılmalı, uyku için cibinlik kullanılmalıdır. Ev, daima kuru kalmalıdır." |
|
|
|
|
|
Birçok mikrobik hastalıklar böcekler vasıtasıyla taşınırlar. Malarya yani sıtma mikrobu bilindiği gibi sivrisinekler tarafından taşınır. Taşınmalı bu hastalıklar yani bulaşıcılar, gelişmekte olan ülkelerde çok büyük bir sorundur. Her yılda yaklaşık bir milyondan fazla çocuk sıtmadan ölür. Böcekler, özellikle de sivrisinekler soğukkanlı olduklarından, diğer canlılar gibi hem iklime hem de meteorolojik olaylara duyarlıdırlar. Sivrisinekler yumurtalarını sulak yerlere bıraktıklarından, sivrisinek sürülerinin oluşma yoğunluğu bir anlamda yağışa bağlıdır. Taşımacılarla yayılan hastalıkların kısıtlanması ancak taşıyıcıların iklim tolerans limitiyle mümkündür. Bir diğer sınırlama da taşıyıcıların yaşam sürelerine bağlıdır. Örneğin; sıtma için, yayılması için belli bir sıcaklık aralığı vardır. Birçok ülkede bu tür hastalıklar, önceden bilinme, ilaçlama veya parazitleri oluşturucu ortamları ortadan kaldırma yoluyla engellenebilmektedir. Böceklerde yayılma doğrudan iklime bağlı olduğuna göre, iklim değişikliği de doğrudan veya dolaylı böcek türlerini etkilediğinden, hem böceklerin hem de hastalıkların coğrafi dağılımı iklime bağlı olacaktır. Böceklerin paleoklimatik kayıtları, böceklerin hareketlerinin sıcaklık dağılımına bağlı olduğunu ve bitki örtüsüyle ilişkili olduğunu gösterir. Bu da uydu verileri ile böcekler ve sivrisineklerin göç/seyir yollarını belirlemede, alışkanlıklarını, hareket yönlerini ortaya koymada kolaylık sağlar. Coğrafi Bilgi sistemlerinin analizleri ile de nüfus ve diğer bilgileri bir araya getirerek insanlar için enfeksiyon risk coğrafi haritasını elde etmek mümkün olacaktır. Daha önceden yok edilen veya azaltılan sıtma birçok ülkede yeniden ortaya çıkmıştır. Bunun nedeni de nüfusun artması, arazi kullanımının değişmesi, kamu sağlığı savunmasının bozulması ve ilaç kullanımına olan direncin artmasıdır. Bu artışta, büyük bir olasılıkla dünya iklim ortalama değerlerindeki değişmenin de payı büyüktür. Sıtmadaki artış genelde sıcak ve nemli mevsimlerde gözlenir. Yöresel ısınmaya bağlı olarak, sıtma Doğu Afrika’da yüksek enlemlere doğru kaymaya başlamıştır. Günümüzde araştırmacılar değişik olasılıklar üzerinde durmaktadır. Sıtma olayı –yapılan arazi çalışmalarında- yağış ve sıcaklığın mevsimsel ve yıllık yerel değişimine çok duyarlıdır. Sıtma mikrobunun yaşam süresi, sıtmayı taşıyan sivrisineğin yaşam süresiyle hemen hemen aynıdır. Sıcaklığın çok düşük ve yüksek olması durumunda yaşam süreleri kısalır. Bu tür bir bilginin elde olması, hastalıkların yayılım dinamiği ile iklim değişikliği arasındaki ilişkiyi kurmaya yarar. Entegre Matematik Modelleri, küresel iklim modellerinden üretilen iklim değişimi senaryolarına göre gelecekte sıtma riski değişim ve gelişimlerini tahmin edebilmektedir. Bu modellerden birisinin çıktısına göre sıtma riski olan bölgelerin haritalarını oluşturmak mümkündür. Bu modelde eksik olan girdiler, toplumların sosyo-ekonomik durumları ve sıcak ülkelerde taşınma sınırlarıdır. İklime bağlı sıtma olayının artışı, sıcak, taşınmaya uygun endemik alanlara yakın bölgelerdir. NOT: BU YAZI WMO-892 1999 BÜLTENDEN ALINMIŞTIR |
|
|
|
|
|
Kahramanmaraş Belediyesi'nin ilaçlamada geç kalması ve poşetli çöp toplama uygulaması kent merkezini adeta sivrisinek cennetine döndürdü. 'Kentin göbeği' diye adlandırılan semtlerde oturan vatandaşlar, sivrisinek yüzünden geceleri yatamaz hale geldiler. Özellikle çocukların hastalık kapmasından korkuluyor.
KAHRAMANMARAŞ-
Sıcak yaz aylarına girilmesi ile birlikte Kahramanmaraş adeta
'sivrisinek cenneti' haline geldi. Belediye'nin bu yıl ilaçlamada
geç kalması nedeni ile sivrisineklerin aşırı şekilde ürediğine
dikkat çeken vatandaşlar, belediyeye ateş püskürdüler. Sivrisineklerin bu sezon aşırı şekilde üremesinde çöp konteynerlerinin kaldırılmasının etkili olduğu görüşünü ileri süren vatandaşlar; "Belediye aldığı bir karar ile çöp konteynerlerini kaldırdı. Poşetlere konulan çöpler geceleri KİTTAŞ temizlik elemanları tarafından alınıyor. Ancak, bazı vatandaşlar çöplerini geceleri kapı önlerine koymuyorlar ve gündüzleri kapı önlerine konulan çöp poşetleri de kediler ve köpekler tarafından parçalanıyor ve olduğu gibi yere dökülüyor. Böyle olunca da sivrisineklerin üremelerine imkan tanınmış oluyor. Halbuki, çöp konteynerleri kapaklı olduğundan böyle bir durum meydana gelmiyordu. Belediyenin bu kararını yeniden gözden geçirmesini istiyor ve bekliyoruz" dediler. (OMNİSHABER) EKOL DERGİSİ |
|
|
|
|
|
Şüphesiz Allah bir dişi sivrisineği de, onun üstündekini de örnek vermekten çekinmez. Böyle bir durumda inananlar bunun Efendilerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler. İnkar edenler ise "Allah bu örnekle neyi amaçlamış?" derler. O bununla birçoğunu saptırır, birçoğunu da doğruya iletir. O bununla sadece sapkınları saptırır. 2 Bakara Suresi 26 , Birçok Kuran çevirisinde bizim "dişi sivrisinek" diye tercüme ettiğimiz ifadenin sadece "sivrisinek" diye tercüme edildiğini görebilirsiniz. Arapça'da dişilik ayrıca "dişi" kelimesiyle değil, kelimenin içindeki bir takıyla belirtilmiştir. Bazı çevirmenler bu takıyı çevirilerinde vurgulamayıp, sivrisineği dişilik takısını belirtmeden sadece "sivrisinek" olarak çevirmişlerdir. Kitabın bu bölümündeki incelememiz, Kuran'ın her takısının, her vurgusunun nasıl yerli yerinde olduğunu, ayette sivrisineğin dişisine dikkat çekilmesinin inceliğini gösterecektir. Sivrisinekler genelde kan emen ve kan ile beslenen bir canlı türü olarak bilinmektedir. Bunun sebebi insanların çevrelerindeki sivrisineklerin varlığına, sivrisineklerin kanlarını emmek için kendilerine yaklaştıkları zaman tanık olmalarıdır. Oysa sivrisineklerin tamamı değil sadece ve sadece dişileri kan emer. Bu yüzden bizim sivrisinek diye nitelendirdiğimiz varlık, aslında dişi sivrisinektir. Sivrisinekler temelde çiçek özleri ile beslenir. Dişi sivrisinekler döllendikleri zaman yumurtlayabilmek için bir ya da birkaç kez kan emme gereksinimi duyar. Dişiler yumurtalarının olgunlaşması için kanda bulunan proteinlere ihtiyaç duymaktadır. Az kan emmiş olan dişilerin yumurtalıklarındaki yumurtalar olgunlaşmaz. Emilen kan vücut ağırlığının yarısından çok olursa yumurtalarda gelişme başlar. Sivrisinek türünün varlığı, dişi sivrisineğin emdiği kana bağlıdır. Kuran'ın indiği dönemde insanlar etraflarında sıkça gördükleri, kanlarını emen sivrisineklerin dişi olduklarını bilemezlerdi. Günümüzde de sivrisinekleri özel olarak incelemeyenler bu farkı bilemeyeceklerdir. Sivrisinekler hakkında detaylı bilimsel araştırmalar 1800'lü yıllarda yapılmaya başlanmıştır. İskoçyalı doktor Patrick Manson, İngiliz Ronald Ross, İtalyan Giovanni Grassi, Amerikalı Walter Reed bu araştırmaları yapanların bir kısmıdır. Kuzey kutup bölgesine kadar yeryüzünün hemen her yerinde yaşayan sivrisinekler, insanların kanlarını emen dişileri yüzünden (bu temasın sebep olduğu sıtma, sarı humma gibi hastalıkların da etkisiyle) dikkati çeken canlı türlerinden biri olmuştur. SİVRİSİNEĞİN YARATILIŞINDAKİ HARİKALAR Erkek sivrisinekler biyolojik görevleri olan döllemekten kısa bir süre sonra ölürler. Bu sivrisinekler sadece çiçek özleriyle beslenirler. Bu yüzden hiçbir zaman insanlara yanaşıp kan emmeye çalışmazlar. İncelediğimiz ayette Allah, en sıradan canlı olarak görülen dişi sivrisineği bile örnek vermekten çekinmemiştir. Sivrisinek üzerine yapılan incelemeler bu varlığın diğer tüm canlılar gibi kompleks yapısını ve mükemmel yaratılışını ortaya koymaktadır. Dişi sivrisineklerin döllendikten sonra kan emerek yumurtlamalarına değin geçen süreye "Trogofoni dönemi" denir. Her bir dönemin üç evresi vardır: 1) Kan emmeye yöneliş ve kan emme 2) Kanın sindirimi ve yumurtalıkta yumurtaların gelişimi 3) Tatlı sulara (jitlere) doğru uçmak ve buralarda yumurtlamak. 1 mm'den küçük yumurtalar tek tek ya da gruplar halinde sıraya dizilir. Bazı yumurta gruplarında 300 kadar yumurta vardır. Annenin beyaz renkte yumurtladığı yumurtalar koyulaşmaya başlar ve iki saat içinde simsiyah olurlar. Bu koyu renk sayesinde yavru böceklerin ve kuşların görmesinden korunur. Kuluçka döneminin sona ermesi için bir kışın geçmesi gereklidir. Yumurtalar dayanıklı yapılarıyla soğuk bir kışı atlatıp ilkbaharda kuluçka dönemlerini bitirir. Sivrisinek kurdu gelişimini tamamlayana kadar üç defa deri değiştirir. Her deri değiştirme, sivrisineğin gelişme hedefine doğru kompleks olan biyolojik bir süreçtir. Sırf bu deri değiştirme aşamaları bile en basit, en sıradan gözüken canlının ne kadar özenle ne kadar ayrıntılarla yaratıldığına örnektir. Allah hiçbir örneği boş yere vermemektedir. En basit canlıda bile örnek gösterilmeye sebep olacak birçok özellik bulunmaktadır. Herşey, mükemmel yaratılışlı ve ayrıntıları en ince şekilde planlanmış olarak vardır. Sivrisinek kurtlarının suyun içindeki solunumları bile çok özeldir. Kurtlar dalgıçların kullandığı şnorkel benzeri bir hava hortumuyla bu ihtiyaçlarını karşılar. Vücutlarının salgıladığı yapışkan bir madde, suyun hava aldıkları deliklere kaçmasını engeller. Hava hortumu olmasa sivrisinek kurtları yaşayamayacak, yapışkan salgı olmasa hortum tıkanıp işlemini göremeyecektir... Deri değiştiren kurtçuk en sonunda sivrisineğe dönüştüğünde apayrı bir görüntüye kavuşmuştur. Anten biçimindeki algı aletleri, ayakları, kanatları, iç organları, üreme sistemi ve tüm biyolojik yapısıyla sivrisinek, üzerine kitaplar yazılacak kadar detaylarla yaratılmıştır. Dişi sivrisineğin en kızdığımız, en çok bildiğimiz özelliği olan kan emmesi de hayranlık uyandıracak şekilde tasarlanmıştır. Hayvanın bir şırıngaya benzeyen iğnesi özel bir kılıfla korunmuştur. Vücudumuzdan akan kanımız, kan kaybı tehlikesine karşı pıhtılaşmaktadır. Kanımızın bu özelliği bizi korumaktayken, sivrisineğin kan emmesini engellemektedir. Bir kimyacı titizliğiyle çalışan sivrisinek, bu zorluğu da aşmayı becermekte ve yavruları için gerekli proteine kavuşabilmektedir. Sivrisinek özel tekniğiyle derimizde ameliyatını gerçekleştirdikten sonra, kanın pıhtılaşmasını engelleyen özel sıvısını enjekte etmekte ve böylece ihtiyacına engelsiz kavuşmaktadır. Bu sivrisinek kendisi için gerekli derileri her seferinde nasıl bulmakta ve vakti gelince nasıl değiştirmektedir? Bir kurtçuk halindeki sivrisinek suyun altında özel tasarlanmış borusuyla solunumu nasıl sağlamaktadır? Sivrisinek vücudumuzun pıhtılaşmayı önleyecek madde salgıladığını nasıl bilmekte ve buna engelleyici bir başka maddeyi nasıl üretmektedir? Sivrisinek ayrı dizaynda deriler tasarlayan bir terzi midir, yoksa dalgıç şnorkelleri üreten bir sanayici midir, yoksa insanın vücut kimyasını inceleyecek ve buna uygun maddeler üretecek bir biyokimya uzmanı mıdır? Dişi sivrisinek, Allah'ın örnek vermekten çekinmediği bir yaratılış harikasıdır. Allah'ın mükemmel bir tasarımıdır. Tüm varlıklar gibi... Ey insanlar, size dikkatle dinleyeceğiniz bir örnek verildi: Sizin Allah'ın yanında yakarıp durduklarınız var ya, onların hepsi bir araya toplansalar bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa bunu bile ondan geri alamazlar. İsteyen de aciz, istenen de... 22 Hac Suresi 73 |
|
|
|
|
|
Yaz ayları, sivrisineklerin insanlara saldırılarının en yoğun olduğu mevsim. Peki, sivrisinek sizi gördüğünde iştahı kabarıyor mu? Sivrisinekten korunmanın yöntemleri neler?
Uzmanlar, sivrisineklerin neden bazı kişileri diğerlerinden daha çok sevdiğinin şifresini çözmeye çalışıyor. Uzmanlara göre sivrisinekler kan emmede insanlar arasında da tercih yapıyor.
Florida
Üniversitesi'nde görev yapan Prof. Jerry Butler, "her 10 kişiden
biri sivrisineklere çok çekici geliyor" dedi.
ABD Sivrisinek
Kontrol Derneği danışmanlarından Joe Conlon, "sivrisinekleri çeken
koku ve maddelerin hangisi olduğu konusunda büyük çapta araştırmalar
yapılıyor. 400 farklı madde üzerinde çalışmalar sürdürülüyor" dedi.
Vücut kimyasındaki bazı elementlerin deri üzerinde fazla miktarda bulunmasının sivrisinekleri çeken diğer bir etken olduğu da biliniyor. Butler, "derileri üzerinde yüksek miktarlarda steroid veya kolesterol olan insanlar sivrisinekleri çekiyor" dedi. Sivrisineklerin kolesterolü yüksek olan insanları seçtiği anlamına gelmediğini de belirten Butler, bu kişilerin vücutlarında kolesterolün daha iyi işlendiğini ve ortaya çıkan yan ürünlerin deri üzerinde toplandığını da kaydetti. Sivrisineklerin ürik asit gibi belirli asitleri fazlaca üreten insan vücutlarını hedef aldıkları da ortaya çıktı. Bu tür maddelerle koku alma hislerini harekete geçiren sivrisinekler, buna göre kurbanlarını seçiyor. Çekim sürecinin, sivrisinek deri üzerine konmadan çok önce başladığı da biliniyor. Sivrisineklerin, kurbanlarının kokusunu 50 kilometre gibi uzun bir mesafeden alabileceği belirtildi. Çok miktarda karbondioksit çıkaran insanların da sivrisinekler tarafından çekici bulunduğu ortaya çıktı. Sivrisinek, akşam yemeği için 60 kilometre yol gidebiliyor. Küçük çocuklar yerine yetişkinler İriyarı insanların daha çok karbondioksit çıkardığı bu nedenle sivrisineklerin küçük çocuklar yerine yetişkinleri tercih ettiği de belirlendi. Hamile kadınlar ise normalin üzerinde karbondioksit çıkarmaları nedeniyle sivrisinek saldırılarına karşı daha riskli grupta bulunuyor. Hareket ve ısının da sivrisinek çeken diğer etkenler arasında olduğu savunuldu.
Dışarıda geçirilen akşamlarda ise sivrisinek saldırılarından korunmak için hareketsiz kalınması tavsiye edildi. Bunun nedeni ise hareket halindeki kişilerin vücut kokularının etrafa daha çabuk yayılması ve harekete karşı duyralı olan sivrisineklerin direkt olarak bu hedefe yönelmesi. Hareket nedeniyle yapılan hızlı solunum sonucu çıkan karbondioksit ve laktik asidin de sivrisinekleri çektiği vurgulandı. En büyük sivrisinek nüfusunun kıyılarda bulunduğu ama kıyıdan birkaç kilometre içerde yaşayanların da güvende olmadıkları ileri sürüldü. Sivrisinekler, akşam yemekleri için yaklaşık 60 kilometre uçabiliyor. (Metin Güneş / CNN TÜRK / Londra) |
|
|
|
|
|
Özellikle dişi sıtma sivrisineklerin, insan terinde bulunan spesifik bir kokuya karşı koyamadığı kaydedildi. Londra - AA 14 Ocak 2004 — Nature dergisindeki habere göre, Yale Üniversitesi’nde görevli bilim adamı John Carlson ve ekibi, sıtma sivrisineği olarak bilinen anofel türü sivrisineklerin 4-metilfenol kokusuna yöneldiğini belirlediler.
Buluş sayesinde,
insan terindeki 4-metilfenol kokusunu bastırmak için özel kokuların
geliştirilebileceği ya da 4-metilfenol tuzakları hazırlanarak,
sivrisineklerin buraya yönelmesinin sağlanabileceği kaydedildi.
İnsana sivrisinek ısırmasıyla bulaşan sıtma paraziti “plasmodium falciparum”, vücutta hızla çoğalıyor ve bu kişiyi ısıran sivrisineklere bulaşarak yayılıyor. Belirtileri yüksek ateş, baş ağrısı ve istifra olan sıtma hastalığına karşı henüz aşı geliştirilemedi. Yılda bir milyon kişinin sıtma hastalığından öldüğü tahmin ediliyor. |
|
|
|
Sivrisineklerin 120 ila 150 değişik çeşit hastalığa yol açtığı bildirildi. |
|
Doç. Dr. Önder Deveci, sivrisineğin dumanla, mazotla ölmediğini belirterek, sulak alanlarda biyolojik, bakteriyolojik ve doğal yöntemlerle yapılacak mücadelenin, doğanın dengesini bozmayacağını kaydetti. Ege
Üniversitesi (EÜ) Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Zooloji Anabilim
Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Önder Deveci, Türkiye’de 56-60, dünya
üzerinde ise 3 bin 357 değişik sivrisinek türü tespit edildiğini
belirtti.1978 yılından sonra dünyanın çeşitli yerlerinde sivrisinek
türlerinin tespitine yönelik çalışmalarda sürekli tür artışıyla
karşılaşıldığını kaydeden Deveci,”Sivrisinekler hem çok ürüyor, hem
de doğumdan uçmaya başlayana kadar geçen dört evrede, kendini her
koşulda saklama direncini gösterebiliyor”dedi. “Asya Kaplan
Sivrisineği” orijinli türün, ölümcül Batı Nil Virüsü’ne yol açtığını
dile getiren Doç. Dr. Deveci, şu bilgiyi verdi: SULAK ALANLARDA MÜCADELE ETKİLİ Doç. Dr. Önder Deveci, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin üniversiteyle sürdürdüğü işbirliği sonucu, bölgede sivrisinekle mücadelede önemli yol alındığını savundu. Sivrisinekle sulak alanlarda biyolojik, bakteriyolojik ve doğal yöntemlerle yapılacak mücadelenin, doğanın dengesini bozmayacağını anlatan Doç. Dr. Deveci, şunları söyledi:
“Sivrisinekle mücadele sudayken daha etkili olur. Sivrisinek
uçtuktan sonra yapılacak mücadeleden sonuç alınması güçtür, yapılan
masraf da havaya uçabilir. Larva mücadelesi de sudayken daha ucuz ve
kolaydır. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin, körfezin temizlenmesi
için yaptığı dere ıslah ve drenaj çalışmaları, sivrisinek yuvalarını
ve sayılarını azaltmıştır. İzmir ve çevresinde, Gediz Ovası’nda
yapılan sivrisinek çevrimi sonucu, 2-3 yıldır bölgedeki sivrisinek
popülasyonunun azaldığı da gözlemlenmiştir. Belediyelerin mazotla,
dumanla yaptığı sivrisinek mücadelesi başarılı olmuyor. Sivrisinek
dumanla, mazotla ölmez. Sivrisinek gürültüden kaçar, yanmamış olarak
havaya atılan mazot ise insan sağlığına zarar verir.” |
|
|
|
|
|
İNSANOĞLU 21. yy’da, bir yandan daha iyiye varmaya çalışırken, bir yandan da çevre sorunlarıyla başa çıkmaya çalışmaktadır. Günümüzde halen doğanın bir “bütün” ve insanoğlunun bu bütünün küçük bir parçası olduğu fikrini kavramamamız sonucu çevreye yönelik tehditlerimiz hızla ve onarılamayacak oranda artmakta ve doğayı oluşturan eko-sistemler bizim müdahalelerimizle hızla tahrip olmaktadır. Uzm. Bio. Sinan KAYNAŞ Müdahale edilmiş bir ekosistemin bir daha eski haline geri döndürülebilmesi hakkında kesin bir yanıt vermek mümkün değildir. 1970’li yıllardaki Ren Nehri örneği unutulmamalıdır. Yaz geldi, havaların ısınmasıyla uygun ortamlara kavuşan sivrisinekler faaliyetlerini artırmakla bizleri rahatsız etmeye başladılar. Vektör1 canlılar tarafından taşınan bulaşıcı hastalıklar insanlık tarihi boyunca medeniyetlerin şekillenmesinde çok dramatik bir güç olarak ortaya çıktı. Eti, Grek ve Mezopotamya uygarlıklarının çökmesine neden olan önemli faktörlerden birinin sıtma olduğu biliniyor. İnsanların büyük salgınlara neden olan birçok hastalığın vektör canlılar tarafından taşındığını keşfetmesi, bu canlılarla olan mücadeleyi başlattı. 1900’lü yıllarda kimyasal pestisitlerin2 kullanılmaya başlanmasıyla birlikte, önceleri büyük başarılar sağlanmış olsa da; türlerin dirençlilik sorununun ortaya çıkması, uygulayıcıların da insektisitlerin3 etki oranlarını artırmak için ya doz yükselterek ya da çok sık aralıklarla ilaçlamalar yaparak yanlış bir yol izlemelerine neden oldu. Bunun sonucunda asıl hedef olmayan canlılar zarar gördü ve pestisitlerin besin ağında birikmesiyle doğal dengenin bozulması sonucu birçok eko-sistemin yapısı ve işleyişi bozuldu. (DDT’nin kutup bölgelerinde kullanılmamasına rağmen, kutuplardaki balıklarda, ayı balıklarında ve eskimolarda tespit edilmesi en çarpıcı örneklerdendir.) Artık günümüzde hiçbir ön koşul ileri sürülmeden üzerinde büyük bir hassasiyetle durulması gereken konu, kullanılan ilaçların yalnız zararlı — pestisit ilişkisi içinde ele alınmayıp bunun ekosistem — pestisit kavramı şeklinde değerlendirilmesidir.
Vektörler arasında önemli bir grubu oluşturan sivrisinekler dünyada üç bin 357 tür ve alttür ile temsil edilirken, Türkiye’de 67 sivrisinek türü varlığını sürdürüyor. Çok sayıda insanın ölümüne neden olan sıtma, fil hastalığı (Filariasis), sarıhumma, dank humması, ensafalitler ve arbovirüs vektörlüğünün yanında sivrisinekler, mekanik olarak da tularemi ve frambozi hastalıklarını da bulaştırıyor. Sivrisinekler ayrıca sokma yoluyla deride yanma, alerjiler, kızarıklar gibi durumlar oluşturarak insan ve hayvanları tedirgin etmekle kalmayıp bazı hayvansal ürünlerde de çok büyük kayıplara yol açıyor. Ülkemizde sivrisinekler ile mücadele çalışmaları, ilgili kurum ve kuruluşlarca sürdürülmeye çalışılıyor; ancak genel çerçevede bilimsel temellere dayandırılmadan ve birçok alternatifi olmasına rağmen yalnızca kimyasalların kullanıldığı mücadele yöntemleri ile yeterli düzeyde başarı sağlanamadığı gibi, büyük miktarlarda döviz ödenerek ithal edilen insektisitlerin kullanılması da ülke ekonomisine büyük maddi yük getiriyor. Popülasyonlarında doğal artış kapasitesinin yüksek olması, yıllık döl sayılarının fazlalığı, yayılma güçlerinin yüksekliği, larva ve ergin mücadelelerinin bilinçli olarak yapılmaması nedeniyle sivrisinek kontrolleri hedeflenen düzeye ulaşamıyor. Bu yüzden günümüzde artık tek yönlü mücadele yerine entegre mücadele çalışmalarına geçildi. Bilimsel, toplumsal, ekonomik ve kültürel düzlemde; biyolojik, kimyasal ve fiziksel boyutları olan bir mücadele şekline entegre mücadele adı veriliyor. Entegre mücadele çalışmalarına başlamadan önce bölgenin mutlaka bilimsel yönden araştırılması, uygulanacak yöntemlerin tespit edilmesi, kullanılacak preparatlar için direnç ve etkinlik testlerinin yapılması, yörenin biyolojik, ekolojik ve hidrojeolojik özelliklerinin belirlenip kültürel tedbirlerin birbirlerini tamamlayacak şekilde ortaya konması gerekir. Doğal dengeyi bozmadan ve maddi kayıpların önüne geçerek hedeflenen başarıya ulaşabilmesi, her şeyden önce tek sorun, tek çözüm yaklaşımı yerine bütünsel yaklaşımın benimsenmesiyle sağlanabilir. Bu anlamda sivrisineklerin biyoekolojik özelliklerinin bilmemiz önkoşuldur. Sivrisinek türlerinin barındığı, ürediği yerler ve davranışları farklılık gösterir. Nerede, hangi türe karşı, ne zaman mücadele yapılacağını bilmeden sadece ergin ya da larva mücadelesine girişmek ki - yıllardır yapılan ve sonuç alınamayan yöntemler-hedeflenen amaçlardan uzaklaşmamıza neden olur. Çünkü her bölge temelde birbirine benzese de, kendi dinamikleri içerisinde diğerlerinden farklılıklar gösterir. Her yörenin stratejik planlarının doğru uygulanması, gerek sonuca ulaşma şansının yükselmesine ve maliyetlerin azaltılmasına, gerekse de çevre kirlenmesini maksimum ölçekte azaltır. Entegre mücadele için uzun vadeli ilgi, sabır ve istek gerekir. Entegre mücadele yöntemleri 1. Biyolojik mücadelede insektisitlerin çevreye verdikleri zarar ve onlara karşı direnç oluşumunun tartışılmaya başlanmasıyla biyolojik preparatlar geliştirildi. Bacillus thuringiensis israeliensis, bacillus sphaericus gibi bakteriler ve juvenil hormon (büyüme düzenleyiciler) bu amaçla preparatlarda kullanılır. Bunlardan başka biyolojik kontrol ajanları olarak Funguslar, Protozoalar, Virüsler, Nematodlar ve Predatör (avcı) organizmalar kullanılabilir. Ülkemizde 1970’lerden beri Gambusia cinsine bağlı balıklar sivrisinek larvalarına karşı predatör (avcı) olarak kullanılıyor. Ancak predatör organizmalar olarak sivrisineklerin larval habitatlarda doğal olarak bulunan yerli predatör balıklardan faydalanılması, bu habitatlara yeni bir türün sokulması ile ortaya çıkabilecek sorunları engellemek ve bu habitatlarda bulunan yerli türlerin korunması için tercih edilmeli. Biyolojik kontrol ajanı olarak kullanılan bu preparatların ya da canlıların, bu konuda yetkili ve bilgili olanlar tarafından uygulanması ve denetlenmesi gerekir. 2. Kimyasal mücadele: Yörede bulunan sivrisinek türleri için yıllardır kullanılan ilaçlara karşı direnç testlerinin yapılıp etkinlik durumları ortaya çıkarılmalıdır. Kullanılan kimyasal larvasitlerin ve ergin ilaçlarının seçimi yapılmalıdır. Uygulanacak ergin ve kışlak mücadelelerinin yöntemi hakkında bize yardımcı olacaktır. Burada amaç, etkisi olmayan preparatları, çevreye ve diğer hedef olmayan canlılara karşı kullanmamaktır. 3. Mekanik mücadelede ise toplumun, uygulayıcıların mücadele konusunda bilgilendirilmesi, sivrisineklerin üreme alanlarının ıslah edilmesi gerekir. Sulama çalışmalarından damlama sistemine geçilmesi, taşkınların kontrol edilmesi, kanalların temizlenmesi, foseptiklerin kontrol edilmesi ve haritalarının çıkarılması gerekir. Ayrıca ilaç emdirilmiş cibinliklerin kullanılması evler ve ahırlar için pencerelere ve kapılara sineklik yapılması ve bunların kontrollerinin yapılması gerekir. Entegre mücadele ancak hep birlikte uygulandığında ve mücadelenin mevsimlik bir pozisyondan çıkarılıp bütün yıl içinde yapılması gerekir. “Yaz mevsimi geldi sivrisinek sezonu açıldı,” mantığı hiçbir sorunu çözmez. Yaz aylarında sivrisineklerin aktif olduğu akşamüstü saatlerinde etrafı dumana boğarak yapılan ilaçlamanın, diğer mücadele yöntemleri olmaksızın iç rahatlatmaktan başka hiçbir anlamı yoktur. Bunun gibi yapılan yanlış uygulamalar çevre kirliliği, direnç sorunu gibi birçok ekolojik problemin ortaya çıkmasına neden olur. Sivrisinek problemi bir halk sağlığı sorunudur. Ancak çözüme sadece mücadele açısından bakmak yerine, eko-sistemi bir bütün olarak değerlendirmek gerekir. Eko-sistemin tüm bileşenlerini bir arada değerlendirmeyen bir mücadele yönteminin sivrisinek mücadelesinde başarılı olsa da uzun dönemde daha büyük sorunlara yol açması kaçınılmazdır. Farklı tip eko-sistemlerde farklı çözüm yolları geliştiren, bilinen mücadele yöntemlerine göre çevresel açıdan daha az zarara neden olan ve eko-sistemin bir bütün olarak değerlendirilmesini sağlayan entegre mücadele yöntemi son yıllarda sivrisinek sorununa çözüm bulabilecek bir yaklaşım olarak görülmektedir. Uygulayıcılara şimdiden kolay gelsin… 1 Vektör: Taşıyıcı canlı. 2 Pestisit: Haşerelere karşı ilaç. 3 İnsektisit: Böceklere karşı ilaç. Böcek ilacı kullanmadan... Gökova-Akyaka’yı Sevenler Derneği Biyo-Gökova projesi kapsamında “Siz Sivrisinek Üretiyor musunuz?” adlı bir broşür yayımlandı. Özel Çevre Koruma Kurumu, Hacettepe Üniversitesi, Sağlık Bakanlığı tarafından daha önce basılmış broşürlerin ve UNDP GEF Küçük Destek Programı (SGP) tarafından desteklenen Biyo-Gökova Araştırma Grubu’nun araştırma sonucu değerlendirilerek hazırlanan broşürde yer alan, sivrisineklerle, böcek ilacı kullanmadan, doğal mücadele yöntemleri ve korunma yollarından bazıları şöyle:
|
|
|
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Bulent Alten, S. Selim Caglar and Nurdan Özer Hacettepe University , Faculty of Science, Department of Biology, Ecology Section, 06532, Beytepe Ankara , Turkey . Email: Kaynas@hacettep.edu.tr Abstract The mosquitoes of Turkey are listed and discussed together with a commentary of the malaria situation, both current and in the recent past. The problems and prospects for the control of malaria are presented. Introduction Situated between latitudes 36 0 -42 0 N and longitudes 26 0 -55 0 W, Turkey is a Mediterranean country on the edge of the European continent. Anatolia (Asia Minor) forms a bridge linking Europe and Asia . Its varied topography and its geological and geomorphological features contribute to greatly contrasting landscapes and climatic zones, and to a highly diverse endemic flora and fauna (Demirsoy, 1996). The mosquitoes of Turkey An early study, and the first to incorporate light traps as a sampling device in Turkey (Parrish, 1959), reported the presence of 55 mosquito species (13 Anopheles , 19 Aedes, 16 Culex , 4 Culiseta , 1 Mansonia , 1 Orthopodomyia and 1 Uranotaenia ). Although the presence of all taxa was not confirmed and others have since undergone name changes, this paper remains valuable as it represents the earliest comprehensive review of the mosquitoes of Turkey . Later, entomological studies carried out over a period of approximately 15 years (1957-72) during the WHO-assisted malaria eradication programme provided more detailed information, principally about the genus Anopheles. During this period, An. subalpinus (Postiglione et al ., 1969) and An. pulcherrimus (Postiglione et al ., 1973) were recorded for the first time and Ae. melanoon and An. messeae were found to be absent. Records of Ae. melanoon (of which subalpinus was at that time thought to be a subspecies) represented misidentifications due to improper preparation of eggs before examination, whilst records of An. messeae had been misidentifications of An. subalpinus . Similarly, the old records of An. sinensis refer to An. hyrcanus . At the same time, because thirty years of collecting in the Cukurova had failed to confirm the unique records of An. multicolor and An. sergentii, both were removed from the list of Turkish mosquitoes. During this period, re-examination of An. mariae from Turkey showed that there were, in fact, two allopatric species of the Aedes Mariae Complex (neither of them Ae. mariae s.s., which has a western Mediterranean distribution), Ae. zammitii on the Aegean and Mediterranean coasts west of Antalya , and Ae. phoeniciae on the Mediterranean coast east of Antalya (Coluzzi et al ., 1974). A few other species recorded by older workers have undergone name changes, have been lost to synonymy, or are no longer found, but the current checklist is remarkably similar to that of Parrish (1959). For the purpose of recording mosquito distribution, the country is currently divided into four ecologically distinct regions as under (see Figure 1): I. European Turkey and the Anatolian coastal plains, usually under 500m altitude and varying in width from about 50 km to quite narrow coastal strips. II. Central Anatolia, comprising a series of valleys and undulating plateau with altitudes up to about 1200m, and separated by numerous isolated or ranges of mountains. III. Eastern Anatolia comprising high plateau up to about 2000m altitude and mountains up to more than 5000m. IV. South-eastern Anatolia comprising the northern extremities of the great Middle Eastern plain, and the valleys of the Rivers Firaat (Euphrates) and Dicle ( Tigris ) where they penetrate and deeply dissect the plateaux bordering this plain. Altitudes vary from 400m on the southern frontier and about 1000m at the Keban Barrage. The current checklist of mosquitoes and their distribution according to region is shown in Table 1. Table 1. Mosquito species found in Turkey See Figure 1 for explanation of regions
Malaria vector species There can be no doubt that An. sacharovi is the most important malaria vector in Turkey (Erel, 1973; Postiglione et al ., 1973; Ramsdale & Haas, 1978; Kasap et al., 1981; 1989; Kasap & Kasap, 1983; Merdivenci, 1984; Jetten & Takken, 1994). In Europe the aquatic stages of An. sacharovi are typically found in stagnant brackish waters, but in Turkey they are found in any suitable water, fresh or brackish, where horizontal vegetation is present (Jetten & Takken, 1994). An isolated record exists of An. sacharovi at an altitude of 1720m (Gokberk, 1961), but the species is unable to establish itself at this altitude (Postiglione et al ., 1973). An. sacharovi is the dominant species in all currently malarious areas or where serious resurgences of malaria have occurred after the interruption of transmission. Alten & Caglar (1998) consider that, because of incomplete hibernation, it is necessary to control adult An. sacharovi during the winter. An. superpictus is an important vector in Turkey , ranking next in importance to An. sacharovi . Because of its exophilic and zoophilic tendencies the vectorial role of An. superpictus varies according to the local situation (Postiglione et al., 1973; Merdivenci, 1984; Alten & Caglar, 1998). An. maculipennis and An. subalpinus are regarded as less efficient vectors, but were the only species present in high densities in the formerly malarious plains of Biga, bordering the Marmara Sea , and in certain other areas in Turkey . However, their roles in many places were obscured by the simultaneous presence of An. sacharovi and/or An. superpictus . An. claviger is the most widely distributed Anopheles in Turkey but is not considered to be more than an occasional vector (Postiglione et al., 1972; 1973). Because of its extra-domestic habits, An. hyrcanus is not usually regarded as a dangerous mosquito in the Mediterranean region. However, the practice of sleeping in fields under makeshift shelters during the summer months is widespread amongst cotton pickers. This species is often present in these situations, especially where rice is additionally cultivated, and most probably plays a significant role in malaria transmission in parts of Turkey (Ramsdale & Haas, 1978), and also elsewhere (Sergiev et al. , 1993). Distribution maps for the Anopheles of Turkey were given by Postiglione et al. (1973), and these remain essentially true for each species. Insecticide Resistance Populations of An. sacharovi, An. maculipennis and An. subalpinus from widely separated areas of Turkey are highly resistant to insecticides, containing more than 90% DDT and dieldrin resistant individuals, whilst An. hyrcanus is resistant to DDT and dieldrin in the Çukurova (Ramsdale, 1975). Widespread vector resistance to organochlorine insecticides and the presence also of organophosphate and carbamate resistance in An. sacharovi has been demonstrated (Ramsdale et al ., 1980; WHO, 1990). The incidence of insecticide resistance seems to be related to agricultural use of insecticides. An. superpictus, the larvae of which develop in water not contaminated by agricultural applications, remains normally susceptible to all insecticides (Ramsdale, 1975; Ramsdale et al ., 1980; WHO, 1986). Malaria Three malaria parasite species, Plasmodium falciparum, P. malariae and P. vivax were formerly endemic in Turkey . Nowadays, occasional imported cases of falciparum malaria are observed, but all indigenous cases of malaria are of P. vivax (Ramsdale & Haas, 1978; WHO, 1990; Alten & Caglar, 1998). P. malariae is a rather rare parasite, and there is evidence indicating that An. sacharovi is refractory to infection with many strains of P. falciparum (Dashkova & Rasnicyn, 1982). However, the possibility of these parasite species re-appearing in Turkey must be kept in mind, with the added danger of some imported parasites being of drug resistant strains. P. vivax is already showing signs of becoming resistant to drugs: primaquine therapy has to be applied for 28 days and the same parasite is expected to gain enhanced tolerance of chloroquine. Occasional imported cases of drug resistant P. falciparum are currently being observed in Turkey (Kasap et al ., 1989). Causes of resurgent malaria in Turkey As a result of the malaria eradication programme, which started in 1957, the incidence of malaria decreased annually until, by 1973, the total number of malaria cases detected had fallen to 2438 in the whole country. With the decline of malaria as a major problem resources were diverted to other public health projects to the extent that the malaria service was unable to respond appropriately to a deteriorating epidemiological situation. Resurgences of malaria occurred in various areas from which the disease had apparently disappeared and, because the malaria service was unable to act swiftly and decisively, many of the gains of 20 years of effort were lost (Ramsdale & Haas, 1978). The annual number of malaria cases detected in Turkey during 1975-1998 is shown in Table 2. Table 2. Annual distribution of malaria cases in Turkey (1975 - 1998)
Remedial measures taken after 1978 On the basis of conditions suitable for malaria transmission, Turkey falls naturally into three epidemiological regions, a region where transmission is improbable (mean daily temperatures never exceed 20 0 C ), another where conditions are favourable for the transmission only of P. vivax (mean daily temperatures rise above 20 0 C , but never exceed 24 0 C ), and a region where conditions are suitable for transmission of both parasites, being especially favourable for P. vivax transmission (mean daily temperatures exceed 24 0 C for a significant part of the year) (Ramsdale & Haas, 1978; Akdur, 1997). Areas of greatest malaria susceptibility are regions of irrigated crop cultivation where the occurrence of breeding water depends on agricultural practice (Postiglione et al., 1973; Ramsdale & Haas, 1978). Following the previous studies, Turkey was separated into epidemiological strata according to the then perceived level of malariogenic potential (WHO, 1990): Stratum 1A represents the most important area of endemic malaria in Turkey and covers the administrative zones of Mersin , Adana and Hatay. Stratum 1B covers the whole of South-eastern Anatolia . Stratum 2 covers the western part of Mediterranean coast, the Aegean littoral and European Turkey, where there is a risk of local epidemics (i.e. considered to be at risk because of fairly frequent autochthonous cases). Stratum 3 covers mainly the environs of the cities of Central Anatolia where local malaria cases are detected (i.e. there are no epidemics regionally but local cases can be seen). Stratum 4 covers the north-eastern part of Turkey and the provinces of the Black Sea Region, where the risk of malaria transmission is considered to be very low. These strata are currently undergoing modification because increased incidence of malaria in Stratum 1B is causing a greater problem than in Stratum 1A. After reorganisation of the antimalaria programme in 1977, an intensive control campaign was initiated in 1978. Generally, mosquito control has been carried out by the Ministry of Health, Municipalities, Provincial Government, and private organisations, using mechanical, chemical and biological methods according to epidemiological requirements. This campaign involved a second treatment for all people who had suffered from malaria in 1977. In addition, there were two applications of malathion house spraying during the year, replacement of fuel-oil (used until March-April, 1978) by temephos for larviciding, wide distribution in all irrigated areas of the larvivorous fish, Gambusia affinis , implementation of mass drug distribution, and increased routine surveillance activities throughout the year. In 1984, malathion was replaced by pirimiphos-methyl, and some winter insecticidal fogging and spraying was carried out on a local basis (a case of malaria had been detected in a baby under the age of one (Unsal et al., 1982) in January). Biological control measures, based on employment of Bacillus thuringiensis H-14 and larvivorous fish, were continued, as were surveillance activities. Data collected in 1987 showed considerable reduction in the number of recorded malaria cases to about 36% of the total recorded in 1984. During 1985-89, pirimiphos-methyl continued to be used for house spraying and temephos for larviciding. Afterwards there was a switch from the residual insecticides employed, either to other organophosphates or pyrethroids. Since 1998 larvicidal Bacillus preparations and Insect Growth Regulators have been added to the control armaments. Prospects for the future Increases in the number of malaria cases between 1991 and 1996 were mostly related to population movements from the south-east of the country to the western provinces and also within the south-eastern region (WHO, 1990; Ministry of Health, 1994). According to the classical interpretation of the periodicity of epidemic malaria, Alten & Caglar (1998) predict epidemic episodes at 10-12 year intervals, related to decreases of immune levels in the people.
Today, malaria is still one of the most important health problems in Turkey and probably will remain so in the foreseeable future for the following reasons: The world's endemic malaria regions are also regions of rapid population increase, as is the case in Turkey , where the population at risk of malaria will soon reach 3 million. Increasing population movements in and between malarious regions in the pursuit of opportunities in trade and transport, and due to greater migratory movements. Malaria and mosquitoes have become urbanised due to population movements into and around built up areas and consequent physical merging of rural and urban areas, making malaria and vector control more difficult. Agricultural development increases the availability of water for irrigation in the epidemic regions, and creates new mosquito habitats. An effect of global warming will be enlargement of tropical and sub-tropical regions at malaria risk. Mosquito and parasite control are made more difficult by continuing vector resistance to insecticides and parasite resistance to prophylactic and remedial drugs. The proposed "South-eastern Anatolian project" will create 22 dams, 19 hydroelectric plants and 2 conveyance tunnels on the upper Firaat (Euphrates) and Dicle ( Tigris ) rivers and permit the irrigation of an additional 1.8 million hectares of agricultural land This multi-sectorial, integrated regional developmental scheme is one of the most ambitious developmental projects in the world. It is recognised that the changes introduced by dam construction and other water resource projects may create or aggravate health risks in different ways, especially regarding incidence of malaria, filariasis, leishmaniasis, and schistosomiasis. Cases of malaria and cutaneous leishmaniasis in Sanli Urfa in south-eastern Anatolia already show signs of being affected. An outbreak of cutaneous leishmanaiasis between 1981- 84 in Urfa and neighbouring areas of Iraq and Syria involved 1670 cases (Desjeux, 1991). Leishmanaiasis transmission virtually ceased in Turkey during the operational period of the malaria eradication programme, but the disease is once more a Public Health problem. Being aware of this fact, the establishment of a special Tropical Medical Institute based in Sanli Urfa and Diyarbakir is under way and is now almost complete.
References Akdur, R. (1997) Sitma Egitim Notlari . T.C. Saglik Bakanligi, Saglik Projesi Genel Koordinatörlügü, Cem Web Ofset Ltd. Sti. 69 s. Alten, B. & Caglar, S.S. (1998) Vektör Ekolojisi ve Mucadelesi . T.C.Saglik Bakanligi, Sitma Savas Daire Bakanligi, Ankara . Coluzzi, M., Sabatini, A., Bullini, L. & Ramsdale, C. (1974) Nuovi dati sulla distribuzzione delle specie del complesso mariae del genere Aedes . Rivista di Parassitologia 35 , 321-330. Daskova, N.G. & Rasnicyn, S.P. (1982) Review of data on susceptibility of mosquitoes in the USSR to imported strains of malaria parasites. Bulletin of the World Health Organization 60 , 893-897. Demirsoy, A. (1996) Genel ve Turkiye Zoocografyasi . Meteksan A.S. Ankara . Desjeux, (1991) Information on the epidemiology and control of Leishmanaiasis by country or territory. Mimiographed document WHO/Leish/91.30. 47 pp. Erel, D. (1973) Anadolu Vektörleri ve Mücadele Metodlari . T.C. Saglik ve Sosyal Yardim Bakanligi Hafzisihha Okulu. Yayin No: 47. Gokberk, M.D. (1961) Anopheles sacharovi (Favre 1903) in Turkey . Mosquito News 21 , 101-102. Jetten, T.H. & Takken, W. (1994) Anophelism without malaria in Europe . A review of the ecology and distribution of the genus Anopheles in Europe . Wageningen Agricultural University Papers. 54 pp. Kasap, H. & Kasap, M. (1983) Laboratory colonization of Anopheles sacharovi , the principal vector of human malaria in Turkey . Mosquito News 43 , 498-499. Kasap, H., Kasap, M., Mimioglu, M.M. & Aktan, F. (1981) Çukurova ve Cevresinde sivrisinek ve malaria uzerinde arastarmalar. Doga Bilim Dergisi,Tip 5 , 141-150. Kasap, M., Kasap, H., Alptekin, D., & Demirhan, O. (1989) Anopheles sacharovi ' de Beslenme ve Fizyolojik Yap. Çucurova.Üniversitisi. Tip Faculti Dergisi 4 , 581-589. Ministry of Health (1994) Statistics. Republic of Turkey . Ministry of Health, Ankara . Merdivenci, A. (1984) Turkiye Sivrisinekleri (Yurdumuzda varligi bilinen sivrisineklerin biyo morfolojisi, biyo-ekolojisi, yayilisi ve saglik onemleri.) Istanbul Üniviversitisi. Cerrahpasa Tip Fak, Yay. Rek. No.3215, Tas Matbaasi, Istanbul . 340 pp. Parrish, D.W. (1959) The Mosquitoes of Turkey . Mosquito News 19 , 264-266. Postiglione, M., Bruno Smiraglia, C., Lavagnino, A., Gocberk, C. & Ramsdale, C.D. (1969) Preliminary note on the occurrence in Turkey of the subalpinus form of the Anopheles maculipennis Complex. Rivista di Parassitologia 31 , 155-158. Postiglione, M., Tabanli, S. & Ramsdale, C.D. (1972) Anopheles claviger in Turkey . Rivista di Parassitologia 33 , 219-230. Postiglione, M., Tabanli, B. & Ramsdale, C.D. (1973) The Anopheles of Turkey . Rivista di Parassitologia 34 , 127-159. Ramsdale, C.D. (1975) Insecticide resistance in the Anopheles of Turkey . Transactions of the Royal Society of Tropical Medicine and Hygiene 69 , 226-235. Ramsdale, C.D., Herath, P. & Davidson, G. (1980) Recent developments of insecticide resistance in some Turkish anophelines. Journal of Tropical Medicine and Hygiene 83 , 11-19. Ramsdale, C.D. & Haas, E. (1978) Some aspects of epidemiology of resurgent malaria in Turkey . Transactions of the Royal Society for Tropical Medicine and Hygiene 72 , 570-580. Sergiev, V.P., Baranova, A.M., Orlov, V.S., Mihajlov, L.G., Kouznetsov, R.L., Neujmin, N.I., Arsenieva, L.P., Shahova, M.A., Glagolova, L.A. & Osipova, M.M. (1993) Importation of malaria into the USSR from Afghanistan, 1981-89. Bulletin of the World Health Organization 71 , 385-388. Unsal, U., Eren, N. & Benli, D. (1982) Sitma Epidemiyolojisi . Hacettepe Universitesi Toplum Hekimligi Ens. Yayin no: 25, 57 s. WHO (1986) Resistance of vectors and reservoirs of disease to pesticides. WHO Technical Report Series 737. WHO (1990) The epidemiology and control of malaria. The WHO Eastern Mediterranean Region. Mimeographed document WHO/ VBC/90.2 - MAL/90.2. |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|